- Forums - Ceviz Genel - Ankara Polatlı'da bir Ceviz Bahçesi Ceviz , Walnut , Juglans , Nut , Garella musculana , Erschoviella musculana , 
ceviz.biz :: Başlığı Görüntüle - Ankara Polatlı'da bir Ceviz Bahçesi
 Pano KılavuzuPano Kılavuzu   AramaArama   GruplarGruplar   HesabınızHesabınız   Özel MesajlarÖzel Mesajlar   Giriş YapGiriş Yap 

Ankara Polatlı'da bir Ceviz Bahçesi


Sayfa: 1, 2, 3, 4, 5  Sonraki »
 
Yeni Konu Gönder   Cevap Gönder    Mesaj Panosu -> Ceviz Genel
« Önceki konu :: Sonraki konu »  
Yazar Mesaj

Yeni Üye


Kayıt: Aug 25, 2013
İletiler: 5042
Şehir: istanbul
Durum: Çevirim Dışı
Tuttuğu Takım

Ruh Haliniz

Seviye:51
 
 
203 / 10164
4853 / 4853
212 / 280

İletiTarih: 11 Haz Çar, 2014 7:06 pm    İleti konusu: Ankara Polatlı'da bir Ceviz Bahçesi Alıntıyla Cevap Gönder

ALINTIDIR: ağaçlar.net adresinden

Değerli ceviz dostları,

Ankara Polatlı’da oluşturduğum ceviz bahçesinin kuruluş ve gelişim öyküsünü sizlerle paylaşmak isterim. Bu sayfaların ceviz sevdasına kapılmış ve bahçe kurma hayali veya niyeti olan pek çok kişiye yol gösterici olacağını düşünüyorum.

Öncelikle kendimi tanıtayım: Ankara’da oturan, 54 yaşında, kamuda çalışan, Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanıyım. Ankara Fen Lisesi ve Hacettepe Tıp Fakültesi mezunuyum. Profesyonel seviyede İngilizce biliyorum. Evli ve 1 çocukluyum. Eşim kamuda dişhekimi, oğlum Kerem 13 yaşında.

Bu satırları kaleme almamın asıl nedeni , bir gün oğlum yetişip bu bahçenin yönetimini ele aldığında geçmişinin nasıl olduğunu öğrenebileceği bir kaynak oluşturmaktı. Ama yazdıkça fark ettim ki yarı belgesel, yarı hikaye formatında yazılmış bu yazı, oğlumdan önce başkalarına da faydalı olabilir, ceviz bahçesi kurmaya niyetlenen kimi girişimcilere katkı sağlayabilirdi. Türkiye, yeterince araştırılmadan, bilgilenilmeden, yeterince emek ve para sarf edilmeden, alelacele kotarılmış ve doğal olarak da başarısız olununca kendi haline terk edilmiş meyve bahçeleri mezarlığıydı. Zaman zaman bir furya esiyor, herkes bodur elma yetiştiricisi oluyor, bir süre sonra nar çok para edecek deniyor, her yer nar bahçesine dönüyordu. Altı yedi yıl sonra narlar dalda kalıp para etmez olunca güzelim ağaçlar sökülüp başka bir ürüne geçiliyordu. Bu, hem kişisel umutların, zamanın ve paranın kaybı, hem çok ciddi bir milli servet israfıydı.
Forumda ceviz sayfalarını okudukça bu işe niyetlenen insanların çokluğu karşısında hayrete düştüm. Fidancıların abartılı verim ve gelir senaryoları, iyice küçültülen bahçe kuruluş masrafları, kolayca alınıverilecek devlet destekleri insanların kısa yoldan köşe dönme dürtülerini pompalıyor ve yeni kişisel yıkımlara zemin hazırlıyordu.

Bu yazıyı forumda okuduktan sonra bu iş için gereken bilgiyi, emeği, zamanı ve parayı sağlayamayacağını öngörerek henüz başlamadan vazgeçen bir kişi bile olursa bu yazı amacına ulaşmış olacak ki, bir kişinin bile yıkımını önlemek bu çabaya değer. Bu işi layıkıyla yapacak olanlara ise; eğer bu yazı daha önce dikkatlerinden kaçmış tek bir bilgi kırıntısı bile verebilirse bana yeter.

Forum izleyenlerince rahatça ve sıkılmadan okunabilmesi için her gün birkaç sayfa ekleyecek ve yazıyı bir iki haftada bitireceğim. Yazının tamamlanmasının ardından tüm ceviz dostlarının görüş ve fikirlerini bekliyorum.

================================================== ================================================== =============


Beş yıl kadar önce emekli olunca ne yapacağımı düşünmeğe başladım. Özel Muayenehane veya özel hastanede çalışma fikri hiç cazip gelmiyordu. Stresten uzak, toprakla ve doğayla barışık bir hayatı özlüyordum. Belki emekli orman yüksek mühendisi olan babamdan gelen soyut bir ağaç sevgisi vardı içimde ama, hayatım boyunca pratiğe dökülmemişti. Değil bir ağaç, hayatımda saksıda bir çiçek bile yetiştirmemiştim.

Küçük de olsa bir özel orman kurma fikri kafamda öteden beri var olan bir hayaldi. Oğluma, ülkeme hatta insanlığa bırakabileceğim en güzel mirasın yoktan var edilecek bir orman olduğunu düşünüyordum. Ama böyle bir faaliyetin maddi yükünü karşılayabilmem ne yazık ki mümkün görünmüyordu. O sıralarda devletin özel ağaçlandırmayı teşvik etmek için birtakım yasal düzenlemeler yaptığını, hatta devlet arazilerinin bu işe tahsis edilebildiğini biliyordum. Ama orman denince aklıma nedense hep ibreli türler geliyor, anlamlı bir getirisi olmayan bu türlerle yapılacak bir ağaçlandırmanın idamesinin emekli maaşımla mümkün olamayacağını görüyordum. Badem ve ceviz gibi gelir getirici türlerle de ağaçlandırmanın teşvik edildiğini öğrenmek benim için bir dönüm noktası oldu. Bu imkan, böyle bir özel ormanın oluşturulması ve uzun vadeli idamesi için gereken kaynak sorununu halledebilirdi.

Önce okuyup araştırmaya başladım. Bir süre sonra ceviz yetiştiriciliğinin hem özel orman kurma hayalimi gerçekleştirebileceğine, hem hep özlediğim doğa içinde, toprakla, rüzgarla, suyla haşır neşir bir yaşam tarzını sağlayabileceğine, hem de emeklilikte ailemi geçindirebileceğim iyi bir getirisi olabileceğine aklım yatmıştı. Yaşım 49’du ve daha fazla gecikmemeliydim. Hayatıma yeni bir motivasyon gelmiş, uzun zamandır yaşadığım bezgin ruh hali silinmiş, içim pozitif enerjiyle dolmuştu.

Kararımı verdikten sonra arazi arayışı başladı. Kısıtlı bir özkaynakla yola çıkacağım için öncelikle Özel Ağaçlandırma Yönetmeliği çerçevesinde hazineden arazi kiralama veya Orman Bakanlığı’ndan bozuk ormanlık alan tahsisi için araştırmalara başladım. Orman Bakanlığı’nın vereceği Özel Ağaçlandırma teşviği de bütçeme biraz katkı sağlayacaktı. Milli emlak, Orman Bölge Müdürlüğü, belediyeler, Tarım İlçe Müdürlükleri, Tapu Kadastro Müdürlükleri ve özel harita büroları arasında mekik dokuyarak ve bir yandan da mevzuatı hatmederek, Türkiye’nin traji-komik bürokrasisine karşı sabırla ve inatla savaşarak, geceleri google earth’te saatlerce uygun arazi arayarak, hafta sonları bulduğum yerlere fiilen gidip dolaşarak, köy köy muhtarlarla konuşarak, çok okuyup çok danışarak 2 yıl geçirdim.

(Devam edecek)


En son ceviz tarafından 11 Haz Çar, 2014 7:24 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 defa değiştirildi.
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et







Tuttuğu Takım

Ruh Haliniz

Seviye:
 
 

Tarih: 11 Haz Çar, 2014 7:06 pm    İleti konusu: Ankara Polatlı'da bir Ceviz Bahçesi

Başa dön

Yeni Üye


Kayıt: Aug 25, 2013
İletiler: 5042
Şehir: istanbul
Durum: Çevirim Dışı
Tuttuğu Takım

Ruh Haliniz

Seviye:51
 
 
203 / 10164
4853 / 4853
212 / 280

İletiTarih: 11 Haz Çar, 2014 7:06 pm    İleti konusu: Re: Ankara Polatlı'da bir Ceviz Bahçesi Alıntıyla Cevap Gönder

Son dönemde artık Ankara merkezinde arazi bulmanın imkansızlığını anlamıştım. Ankara’ya en yakın ilçe Polatlı idi. Evime yakınlığı ve ulaşım kolaylığı yönünden hedefi daraltarak Polatlı köyleri üzerinde yoğunlaştım. Bir ara Sakarya nehri kenarındaki bir köyde çok uygun fiyatla arazi bulmuş, sulama borularının yanıbaşındaki bu tarla hakkında danışmak üzere Polatlı İlçe Tarım Müdürlüğü'ne gitmiştim. Burada görevli Ziraat Mühendisi Sn. Burhanettin Sütçü ile tanıştım. Burhanettin Bey bana orada ceviz ağacının çok güzel yetişeceğini, ama meyve alamayacağımı söyledi. Orası Polatlı'nın en düşük rakımlı bölgesiydi ve her sene dondan etkilenirdi.

Burhanettin Bey’in yakın ilgisi ve sağlıklı yönlendirmeleri sayesinde arazi seçiminin ne denli önemli olduğunu kavramıştım. Ceviz benim istediğim yerde olmuyordu. Onun istediği yeri benim bulmam ve oraya gitmem gerekiyordu. İç Anadolu’nun karasal ikliminin hakim olduğu 850 rakımlı Polatlı Ovası’nda düzlük arazide kurulu sınırlı sayıdaki ceviz bahçeleri her yıl don vurmasından dolayı doğru dürüst ürün vermiyorlardı. Soğuk hava yukarıdan aşağıya hareket ediyor, düzlük ve taban bölgelerde en büyük tahribatı yapıyordu. Bu bölgede sağlıklı bir bahçecilik için olmazsa olmaz 1. Şart en az 1000 metre ve üzeri bir rakımda konumlanmaktı. Bu şartı sağlayan sadece birkaç köy vardı. Hedefi biraz daha daraltmış, bu köyleri dolaşmış, muhtarlarıyla tanışmıştım.

Arazi için 2. Şart ‘ölçek ekonomisi’ne uygun büyüklükte olmasıydı. Sn Yaşar Akça ısrarla bu işin ekonomik olarak rantabl ve rekabetçi olarak yapılabilmesi için bahçelerin en az 100 dönüm ve üzerinde olması gerektiğini söylüyordu. Arazi mümkünse tek parça olmalıydı. Oysa araştırma yaptığım bölgelerde sahipli araziler miras yoluyla çok bölünmüş, 5-10 dönümlük parçalar halindeydi. Bozuk ormanlık alanlar da küçük öbekler halinde ve birleştirilemeyecek konumdaydılar. Köylüler tapulu arazilerini satmıyor, kullandıkları hazine arazilerinin devri için fahiş fiyatlar istiyorlardı. Benim aradığım ölçekteki hazine arazilerini işleyen köylüler zaten genellikle köylerin en zenginleriydi ve onlar devretmeyi hiç düşünmüyorlardı bile. Hasılı işim zordu.

Arazinin topoğrafyası ve mikrokliması da bir o kadar önemliydi. Karasal iklimde ceviz yetiştiriciliğinin önündeki en büyük handikap don riski idi. Bir süre önce Denizli’de cevizcilik yapan Genel Cerrahi uzmanı emekli ağabeyle konuşmuştum. Kendisi Türkiye’de ilk chandler bahçesini kuran, ilk ceviz silkeleme makinesini yapan kişiydi. Bana koca bir ceviz bahçesini don çukuru oluşması nedeniyle kaybettiğini, yıllanmış ağaçlarının bir gecede yandığını anlatmıştı. Denizli gibi ılıman iklimli bir bölgede dahi bu felaket yaşanabiliyorsa, şiddetli karasal iklimin hüküm sürdüğü bir bölgede iş asla şansa bırakılmamalıydı. Benim tek atımlık bir barutum vardı ve onu doğru yerde kullanmam gerekiyordu.

Arazi İç Anadolu’da vejetasyon süresinin kısalığı nedeniyle yeterli güneşlenme için tercihan güney cepheli olmalı, soğuk havanın rahatça akıp uzaklaşabilmesi için yeterli eğime sahip olmalı, ama bu eğim traktörün rahat çalışabilmesini engellemeyecek düzeyde olmalıydı. Esintili bir bölgede bulunması, sürekli ve yeterli bir hava akımının olması hem don riskini azaltma hem döllenmenin sağlanabilmesi için gerekliydi. Yeterli toprak derinliğinin bulunması, yüzeye yakın taban suyu olmaması, toprak yapısının uygun olması da bu işin olmazsa olmazlarıydı.

3. Önemli şart yeterli ve uygun nitelikte sulama suyunun bulunmasıydı. “Su yoksa ceviz de yoktur!” Nitekim Orman Bakanlığı da ceviz ağaçlandırması için tahsis ve teşvik vereceği projelerde artık tankerle sulamayı kabul etmiyor, arazide su bulunmasını şart koşuyordu. Polatlı gibi yağışı az, su kaynaklarınca fakir bir bölgede, üstelik bölgenin en yüksek rakımlı yerlerinde bu kaynağın bulunabilmesi hiç kolay değildi.

Bunlar da yetmiyordu, arazinin ‘ulaşılabilir’ olması gerekiyordu. Gerektiğinde büyük kamyonların, iş makinelerinin de kullanabileceği, benim de yaz kış bahçeye ulaşabileceğim güvenilir bir yol gerekiyordu. Arazi araştırdığım dağ köylerinde birçok araziyi sırf doğru dürüst bir yolu olmadığı, diğer tarlaların arasına hapsolmuş olduğu için elemek zorunda kalmıştım. “Ulaşamadığın yer senin olamaz!”

Bir diğer önemli faktör de işgücü temini idi. Düşündüğüm ölçekteki bir bahçenin işlerini fiilen benim yapamayacağım aşikardı. Bahçemi emanet edebileceğim düzgün, güvenilir, çalışkan, işten anlayan eleman gerekiyordu. Araştırdığım dağ köyleri ise tarımın içler acısı hali yüzünden sürekli göç vermiş ve nüfusları iyice azalmıştı. Köylerde oturmaya devam edenler ya nispeten büyükçe arazi sahipleri ya da elden ayaktan düşmüş yaşlılardı. Gençlerin neredeyse tamamı büyük merkezlere göç etmişti. Köyler enkaza dönmüş metruk evlerle doluydu. Muhtarlara, bana arazi bulurlarsa köylerinden bir veya iki gence sürekli iş vereceğimi, sigortalarını da yapacağımı söyledim. Sabit, sürekli bir maaş ve sigortanın bu insanlar için ne kadar önemli olduğunu artık biliyordum.

Bu süreç zarfında Orman Bölge Müdürlüğü’ne en az üç dört defa değişik bölgelerdeki bozuk orman alanları için başvurmuş, her bir denemede aylar süren bürokratik işlemlerden sonra bir noktada tıkanıp kalmış, duvara toslamış ve eli boş dönmüştüm. Ama inadım inattı. Vazgeçmeyecektim!

(devam edecek)
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et

Yeni Üye


Kayıt: Aug 25, 2013
İletiler: 5042
Şehir: istanbul
Durum: Çevirim Dışı
Tuttuğu Takım

Ruh Haliniz

Seviye:51
 
 
203 / 10164
4853 / 4853
212 / 280

İletiTarih: 11 Haz Çar, 2014 7:08 pm    İleti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Nihayet 2011 Nisan ayında Burhanettin Bey’den bir telefon aldım. Polatlı’nın en fakir, en az nüfuslu ve en yüksek rakımlı köyü olan Avşar’ın muhtarı kendisini aramış ve “Doktor Bey için uygun bir arazi çıktı, gelip baksın” demişti. Burhanettin Bey arazinin hazine arazisi olduğunu, istediğim ölçekte olmamasına rağmen (elli küsür dönümdü) başlangıç olarak kiralayabileceğimi, sonra zamanla sınırındaki küçük tarlaları satın alarak genişletebileceğimi söylüyordu.

Hafta sonunu iple çektim. Avşar köyü Polatlı’nın Çile Dağı zirvesine yakın konumlanmış, çok küçük bir orman köyü idi. Polatlı’ya Ayaş yönünde 25 km uzaklıktaydı. Anayoldan 5 km’lik şose bir yolla köye ulaşılabiliyordu. Sapakta yer alan komşu köyde önemli sayıda yetişmiş ceviz ağacı vardı. Polatlı’nın o zaman asfalt olmayan tek köy yolu Avşar’ınkiydi. Köy halkının tamamı Boşnak göçmeniydi. Yazın 10 hane kadar oluyorlardı. Kışın sadece 5 hane kalıyordu. Çoğu birbiriyle akrabaydı. Aralarına o zamana kadar hiç yabancı almamış, saf, temiz, açık görüşlü, çalışkan ve misafirperver insanlardı. Muhtarlarıyla ilk tanıştığımda ceviz bahçesi kurmak istediğimi öğrendiğinde söylediği bir cümleyi unutmamıştım: “50 yaşındayım, bizim köyde cevizlerin dondan etkilendiği, meyve vermediği tek bir yıl bile hatırlamıyorum.” demişti.

Çile dağı volkanik bir dağdı ve anakaya bazalt idi. Daha önceden birkaç kez bölgede dolaşmış olduğumdan topraklarının yüzey taşlılığı fazla, siyah - koyu kahve renkli, nispeten verimli topraklar olduğunu biliyordum. Köyün konumlandığı Çile Dağı’nın kuzey cephesi tamamıyla meşelikti. Birçok yabancı kaynakta “Meşe yetişen yerde ceviz olur” dendiğini okumuştum. Köyün ortasında devasa bir ceviz ağacı dikkatimi çekmişti. Muhtarın evinin bahçesinde de 5-6 yaşlarında, yaşlarına göre iyi gelişmiş ve üzerleri meyve dolu ceviz ağaçları görmüştüm. Muhtar onların tohumdan yetişme cevizler olduğunu, türlerini bilmediğini söylemişti.

Hafta sonu Burhanettin Bey’i alarak köye, oradan da muhtarı alarak araziye bakmaya gittik. Daracık bir patika yoldan gidiyorduk. Önümüzden keklikler havalanıyor, tavşanlar kaçışıyordu. Muhtar bu yolun aslında kadastro yolu olduğunu, zamanla tarlalardan taşmalarla daraldığını ama tekrar greyderle genişletebileceğimi söylüyordu. 1.5 kilometre kadar gittikten sonra arazinin en üst noktasına ulaştık. Üzerinde yer yer meşeler, yabani armut ve erik ağaçları olan, yönünü tamamen güneye dönmüş, çevreyi kuşbakışı gören, kartal yuvası gibi hakim konumda bir yerdeydim. Manzara çok güzeldi. Arazi %8-12 arasında bir eğimle aşağı inip kurumuş bir eski dere yatağında sonlanıyordu. Köyden 100 metre daha yüksekteydik ve elimdeki GPS cihazı rakımı 1200 gösteriyordu. Köydeyken mevcut olmayan sürekli bir esinti burada kendisini hemen hissettiriyordu. Muhtar burada yaz kış bu esintinin hep devam ettiğini söylüyordu. İlk anda “burada sık dikim yapsam dahi antraknoz problemi olmaz herhalde” diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Resmi büyütmek için üzerine tıklayın.

Resmi büyütmek için üzerine tıklayın.


Resmi büyütmek için üzerine tıklayın.


Topoğrafik olarak arazi aradığım tüm şartları sağlıyordu. İlk görüşte kanım kaynamıştı. Burhanettin Bey bölgeyi iyi bildiği için toprak derinliğinin yeterli olduğunu, toprak yapısının da cevizciliğe uygun olduğunu söylüyordu. Ulaşım problemi de halledilebilir gibi duruyordu. Gerçi henüz su yoktu, elektrik yoktu, ve doğrusu bu kadar yoğun bir taşlılık beni biraz ürkütmüştü ama, içimden bir ses “bu sefer doğru yerdesin” diyordu.

(devam edecek)
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et

Yeni Üye


Kayıt: Aug 25, 2013
İletiler: 5042
Şehir: istanbul
Durum: Çevirim Dışı
Tuttuğu Takım

Ruh Haliniz

Seviye:51
 
 
203 / 10164
4853 / 4853
212 / 280

İletiTarih: 11 Haz Çar, 2014 7:08 pm    İleti konusu: Re: Alıntıyla Cevap Gönder

Sonra arazinin hikayesini öğrendim. Köylülerden Murat adlı bir gencin babası uzun yıllar bu arazide, hazine ile sözleşmesi olmadan işgalci olarak tarım yapmış, yakın zamanda vefat etmişti. Murat köyde eşi, bir çocuğu ve dul annesiyle oturan otuzlu yaşlarında bir adamdı. Kardeşi ve annesiyle ortak sahip olduğu 30 dönümlük bir tarlası ve köyde kendisinin inşa ettiği evi dışında malvarlığı yoktu. Traktörü olmadığından diğer köylülerden traktör kiralayarak bu tarlanın sürmesi nispeten kolay olan alt bölgelerini sürüyor, ama hazineye her yıl tarlanın tamamı için ecrimisil ödemek zorunda kalıyordu. Bu arazi eğiminden, hiç ayıklanmamış iri taşlarından, traktörle işleme zorluğundan dolayı birçok köylü tarafından buğday tarımı için makbul bulunmuyordu. Köylüler Murat’a “O tarladan ne köy olur ne kasaba” diyorlardı. Murat , ödünç traktörle işleyebildiği alt bölgelerden iyi verim alıyordu ama buğday para etmiyor, hazineye borçlar birkaç yıldır ödenemiyor, üzerine faiz biniyordu. Asgari ücretle ve sigortalı olarak sürekli iş verecek bir doktorun köyde arazi aradığını muhtardan duymuş, bu fırsatı kaçırmak istememişti. Bu vesileyle kendisine yük olan bu hazine arazisinden de kurtulmuş olacaktı.

O akşam ben, muhtar, Burhanettin Bey, ve Murat muhtarın evinde toplandık. Murat ‘ın birikmiş ecrimisil borçlarını kapatmam, köyde annesi için yapmakta olduğu eve bir miktar katkıda bulunmam ve tahsisi alarak dikime geçmeyi umduğum Kasım ayından itibaren asgari ücretini ve sigortasını başlatmam karşılığında araziyi bana devretmesi konusunda anlaştık. Murat bir de emekli olana kadar iş garantisi istiyordu. Ona kimsenin geleceği bilemeyeceğini, böyle bir garanti veremeyeceğimi, ama bana yanlış yapmadığı sürece zaten kendisinden başkasını çalıştırmayı düşünmeyeceğimi anlattım. İkna olmuştu. Arazi, hazineden satın almağa kalksam vereceğim meblağın onbeşte biri kadar bir ödemeyle bana geçecekti. Daha önemlisi bir taşla iki kuş vurmuş, çalışacak güvenilir adam konusunu da halletmiştim. O zamanlar daha Murat’ı yakından tanımadığım için, ne kadar isabetli bir seçim yaptığımın henüz farkında değildim. Murat hakkında daha sonra biraz daha geniş yazacağım için şimdilik tekrar öyküye dönüyorum.

Hemen harekete geçtim. “Deli Remzi” lakaplı, çok güvendiğim bir jeoloji mühendisini hafta sonu araziye götürmek üzere anlaştım. Türkiye’nin her yerinde yüzlerce sondaj etüdü yapmıştı ve konusunda adeta bir efsane idi. Bademcilik yapan bir arkadaşımın arazisinde daha önce suyu o bulmuş, kaç metreden çıkacağını metresi metresine önceden söylemişti. Jeofizik ölçümleri için kullandığı alet edevat ve iki adamıyla araziye gittik. Çevreyi dolaştı, tarlayı inceledi, sonra kurumuş dere yatağına çok yakın olan tarlanın en alt sınırında bir nokta belirleyerek ölçümlerine başladı. Bir yandan da bana çeşitli bilgiler veriyor, 15 kilometre ötedeki Malıköy bölgesindeki tüm sondaj kuyularından acı su çıktığını ve sulamada kullanılamadığını, ama burada anakayanın bazalt olması nedeniyle eğer su varsa tatlı su çıkacağını söylüyordu. Bir süre sonra müjdeyi verdi: 50 metre aşağıda büyük bir tatlı su rezervi vardı. O noktada 10 metrelik bir yarma yaparak keson kuyuyla da su alabileceğimi, masrafı azaltmak için önce onu denememi önerdi. Bu arada arazinin en yüksek noktasından da ölçümler yaparak profil kesitini çıkarmıştı. Tüm arazide toprak derinliğinin, arada hiçbir blok kaya olmaksızın 30 ila 50 metre arasında devam ederek anakayaya ulaştığını söylüyordu. Bu bilgi benim için önemliydi çünkü yüzeye yakın blok kaya olmadığını görebilmek için birçok derin profil açma zahmetinden beni kurtarıyordu. Ceviz için bizim kitaplar 3-3.5 metre toprak derinliği öneriyordu, ama bu arazi çok daha fazlasını vaat ediyordu.

Artık arazi için başvurabilirdim. Ertesi gün Murat, annesi ve erkek kardeşiyle Polatlı Malmüdürlüğü’nde buluştuk. Malmüdürlüğü, onların resmi bir sözleşmesi olmaması, işgalci konumda olmaları nedeniyle bir feragatname imzalamalarının sözkonusu olmadığını, benim direk başvuru yapabileceğimi söyledi. O gün Özel Ağaçlandırma için tahsis dilekçemi verdim. Tarih 12.04.2011 idi.

Rakım, topoğrafya ve su şartları sağlanmıştı. İşgücü de şimdilik tamamdı. Ama henüz ölçek ekonomisi için yeterli toprak büyüklüğü yoktu. Asıl araziyi hazineden kiralayacak olmam nedeniyle satın alma işine bir miktar maddi kaynak ayırabilecektim. Komşu tarlalardan en az 10 dönüm ve üzeri olanlardan satın almaya karar verdim. Bunun birkaç sebebi vardı:

Birincisi dediğim gibi ‘ölçek ekonomisi’ni yakalayabilmekti. Ölçek ekonomisini tutturmayan işletmelerin maliyetlerini düşürüp rekabetçi bir ortamda pazara mal sunmaları mümkün olamayabilirdi. Küresel bir dünyada, ithalatın serbest olduğu bir ülkede yaşıyorduk . Teknolojik ve toprak büyüklüğü olarak bizden fersah fersah ileride olan ülkelerin çiftçileriyle yarışmak zorundaydık. Rekabetçi olamamak demek, ürünün elde kalması veya maliyetinin altında bir fiyatla satılarak zarar edilmesi demekti. Cevizcilik artık öyle bir meşgale idi ki, ya hobi amaçlı olarak ve gelir beklemeden üç-beş dönüm arazide yapılacak, ya da bu işten gerçekten ekonomik getiri bekleniyorsa ölçek ekonomisi tutturulacaktı. Arada derede kalan toprak büyüklüklerinde, hele de planlanan verim alınamıyorsa uzun vadede zarar riski olabilirdi. Benimse bir bahçeyi, zararını cebimden finanse ederek idame ettirebilecek gücüm yoktu.

İkincisi köyde gelip geçici, yabancı bir kiracı değil, kalıcı olduğumu, artık o köyden biri olduğumu köylüye göstermek istiyordum. Bu, tahsis sürecinde önemliydi. Çünkü o zamanki mevzuata göre özel ağaçlandırma yapma talebim köyde askıya çıkarılacak, o köyde oturanlardan herhangi birisi araziye talip olursa öncelik onun olacaktı. Eğer tapum olursa kimsenin beni, bana arazisini satan köylü vatandaşı, yanımda çalışma sözü alarak hazine arazisini bana devredecek olan Murat’ı, bana söz vermiş ve arazi için aracı olmuş bulunan muhtarı kırma pahasına araziye talip olmayacağını düşünüyordum. Böylesine küçük yerlerde ilişkiler çok önemliydi ve ben artık hiçbir şeyi şansa bırakmamaya kararlıydım.

Üçüncü neden, en az 10 dönümlük tapulu bir arazide kurulacak kapama ceviz bahçesi için hem Orman Bakanlığı’ndan hem Tarım Bakanlığı’ndan hibe ve teşvik alabilme imkanıydı. Hesaplarım, tarla bedelinin yarısının daha sonra devletten alınabileceğini gösteriyordu.

Dördüncü neden de hazine arazilerinde yapılaşmanın arazi büyüklüğünün binde birini geçmesine izin verilmemesiydi. Bu da 51 dönümlük arazide 51 metrekare anlamına geliyordu ki bu kadar dar bir alana hangar-depo, konteyner, ceviz serme ve kurutma alanı, gerekirse küçük bir ev konumlandırmak mümkün değildi. Oysa Özel Ağaçlandırma kapsamındaki tapulu arazilerde yapılaşma izni %6 idi ve bir ceviz tesisi için gerekebilecek yeterli alanı sağlayacaktı.

Orman Bakanlığı’na proje onaylatıp hazineden arazi tahsisini sağlamanın ve Özel Ağaçlandırma teşviğini almanın ne kadar zor bir süreç olduğunu iyi kötü biliyordum. Bu bürokratik süreci sadece bir kez yaşamak için araziye sınır komşusu olan küçük tarlalardan satın alabileceklerim varsa hemen şimdi alıp, hepsi için bir kere uğraşayım dedim. Sonradan yıllar içinde alınacak tarlaların arazi hazırlığı, çitleme , fidan dikimi işleri de ekonomik olmayacaktı. Murat’la araziye sınırı olan köylülere haber saldım. Hiçbirisi satmaya yanaşmadı. Zaten bu Boşnak köyünde o tarihe kadar yabancılara tek bir arazi satışı dahi yapılmamıştı. Bir de sınır tarlalarının neredeyse tamamı çok hisseliydi. Hissedarların kimi ölmüş, kimi başka şehirlere göçmüştü. Veraset işlemleri yapılmadan ve bunun için önemli bedeller ödenmeden satışları hukuken ve pratik olarak imkansızdı. Bir tek kuzey sınırı boyunca uzanan tarla tek hisseliydi ve muhtara aitti. 11 dönüm kadardı. Muhtar o sırada banka kredisiyle traktörünü yenilemişti ve sanırım biraz sıkışık durumdaydı. Ben de bu araziyi bulmamdaki katkısından ve aracılığından dolayı ona olan minnet borcumu usulünce ödeyebilmek için bir fırsat arıyordum. O zamanki piyasa değerinin biraz üzerinde bir fiyatla tarlasını satın almayı önerdim. Kabul etti. Haziran ayında tarlayı satın almış, bu vesileyle hem gönül borcumu ödemiş, hem de artık bu köyün yerlisi olmuştum.

(Devam edecek)
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et

Yeni Üye


Kayıt: Aug 25, 2013
İletiler: 5042
Şehir: istanbul
Durum: Çevirim Dışı
Tuttuğu Takım

Ruh Haliniz

Seviye:51
 
 
203 / 10164
4853 / 4853
212 / 280

İletiTarih: 11 Haz Çar, 2014 7:10 pm    İleti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Kısa ve orta vadede daha fazla genişleme imkanım yoktu. Bahçe bu kadardı. O zaman ben de ölçek ekonomisine çit dikimi yaparak yaklaşmaya karar verdim. 62 dönümlük bahçeye 8x4 dikimle dikebileceğim fidan sayısı, 8x8 olarak klasik dikilmiş 124 dönümlük bir bahçeye denkti. Üstelik sürme, gübreleme, ilaçlama gibi faaliyetlerin yarı yarıya küçük bir arazide yapılacak olması özellikle mazot maliyetlerinde önemli avantaj sağlayabilirdi. Çit dikimi meselesine daha sonra ayrı bir yazıda geniş olarak değineceğim.

Muhtarın tarlasını aldıktan sonra ilk iş olarak bir paletli kepçe kiralayarak iki tarla arasındaki, üst üste yığılmış taşlarla yapılmış, köylülerin an dediği sınırı kaldırttım, taşları saha dışına çıkarttırdım. İki tarla arasında bir öbek halinde uzanan kimisi kurumuş on beş kadar bodur meşeyi de, içim biraz kan ağlayarak da olsa kökleterek kaldırttım. Tarlalar arasındaki 1 metre civarındaki kot farkını her iki tarafa yedirterek yok ettim. Artık iki tarla birleşmiş, 62 dönümlük müstakbel bahçem ortaya çıkmıştı. Tarladan köye uzanan 1200 metrelik daracık, taşlı patika yolu da kepçeye açtırarak kadastro yolu genişliğine getirdim ve düzleştirdim. Artık ‘ulaşılabilir’ bir yolum da olmuştu, ama benim emektar Passat için değil. O hafta sonu Passat’ımı satarak 2004 Model LPG’li Honda arazi jipimi aldım. Artık köyden tarlaya yürüyerek veya traktör sırtında ayakta değil, kendi aracımla gidebilecektim. Ertesi hafta sonu da Murat’la Polatlı’ya indik ve 20 yaşında kırmızı bir Massey Ferguson 285 S aldık. Murat’ın sevincine diyecek yoktu. Biraz bakım, bir iki tadilat yaptırdık. Çok kısa bir süre sonra da yine 2. El bir pullukla bir kazayağı edindik. Artık çiftçiliğe başlayabilirdim.

Bu arada Murat’a hem ana tarlada hem tapulu arazide 120 cm derinliğinde profil çukurları açtırmış, 30’ar santimlik katmanlardan alınan toprak numunelerini Yenimahalle’deki Toprak Su Gübre Araştırma Enstitüsü’ne analiz için teslim etmiştim. Profil çukurlarında taban suyu belirtisi olabilecek renk değişiklikleri veya paslı taşlara rastlamamış, çukurlara döktüğümüz suların kısa sürede süzülüp kaybolduğunu görmüştük. Analiz sonuçları yoğunluktan dolayı 2 ay sonra çıkacaktı.

Hemen su bulmak için faaliyete giriştim. Gereken sayıda beton büz ve 1 adet metal büz hazırlattıktan sonra keson kuyuyu açacak kepçeyi getirttim. Köylüler de, Murat da köye gelen suyun bu noktadan geldiğini düşünüyor ve su bulunmasını bekliyorlardı. Kepçe 10 metreye kadar çukuru indirdi ama değil suyun esamesine, toprakta rutubete bile rastlamamıştık. İlk girişim küçük çaplı bir hezimetle sonlanmıştı. Gerçi tarlanın en çukur noktasında dahi taban suyu bulunmadığını gözlemlemiştim ama eğer su bulunamazsa bunun bir önemi kalmayacaktı çünkü cevizcilik yapamayacaktım.

Sondaj yapmak kaçınılmaz hale gelmişti ve bunun için DSİ’den sondaj ruhsatı almak gerekiyordu. DSİ ise ruhsat için arazinin tapusunu veya hazine arazisi ise tahsis belgesini istiyordu. Oysa tahsis belgesini alabilmek için Orman Bakanlığı’na ağaçlandırma projesi onaylatmak gerekiyor, Orman Bakanlığı ise projenin onaylanması için arazide suyun bulunmuş olmasını şart koşuyordu. Yani ortada çözülemeyecek bir yumurta – tavuk hikayesi vardı.

Tatlı dille, güler yüzle, biraz hekim olmanın verdiği avantajı, biraz özel ağaçlandırma yapacak olmanın sağladığı sempatiyi kullanarak DSİ’nin ilgili mühendisini ikna ettim. Elimde hazine arazisinin tahsisi için Polatlı Malmüdürlüğü’ne verdiğim dilekçemin fotokopisinden başka bir belge yoktu. Malmüdürlüğü’nden alınacak 3 aylık ön izin belgesini daha sonra dosyaya eklemem koşuluyla arama ruhsatını verdiler. Yağışlar başlayıp arazi girilemeyecek hale gelmeden sondajı yapmam, suyu çıkarmam şarttı. Çünkü Polatlı Malmüdürlüğü eğer tahsis talebimi kabul ederse 3 ay içinde proje hazırlatıp Orman Bakanlığı’na onaylatmam için ‘ön izin’ verecekti. Projede ise su numunesinin analiz sonuçları gerekiyordu.

Bölgedeki sondajcıları araştırdım ve işine en hakim olduğunu düşündüğüm, aracı ve ekipmanı ile en donanımlı bulduğum sondajcı ile anlaştım. Bölgedeki toprak yapısı nedeniyle daha önce başarısız sondaj denemeleri olmuş, sondaj kuyuları çökmüş olduğundan işimi sıkı tutmak istiyordum. Ekip araziye kamp kurup faaliyete başladı. Birkaç gün sonra 49 metreye inilmiş, henüz suya rastlanmamıştı. O gece hastanede nöbetçiydim. Kara kara ertesi gün de su çıkmazsa ne yapacağımı düşünüyordum. Acaba ‘Deli Remzi’ye çok güvenmekle hata mı etmiştim? Sondajcı ile metre hesabıyla anlaşmıştık ve ben hazırlıklarımı, biraz emniyet payı bırakarak 60-70 metre için yapmıştım. Su çıkmazsa kaç metreye kadar gitmeliydim? 100? 200? Bu işin ucu bucağı yoktu ve her metresi paraydı. Sonunda hiçbirşey bulamamak da vardı. Sabahı zor ettim. Saat 9 gibi telefon çaldı. Arayan Murat’tı. Sevinçten çığlık çığlığa “Hocam gözümüz aydın, suyumuz çıktı” diyordu. Sabah işe başlar başlamaz 50. metredeki kaya tabakası geçilmiş, ardından bacak kalınlığındaki bir su sütunu metrelerce havaya fışkırmıştı. Sondajcı bunun çok büyük bir tatlı su rezervi olduğunu, köydeki çeşmelerden akan suyla aynı olduğunu söylüyordu. Dünyalar benim olmuş, üzerimden dağ gibi bir yük kalkmıştı. Nöbetten çıktığım gibi soluğu bahçede aldım, ekibe bahşişlerini dağıttım. Ceviz bahçesi rüyam, yavaş yavaş gerçek oluyordu.
Resmi büyütmek için üzerine tıklayın.

Resmi büyütmek için üzerine tıklayın.
Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Özel mesaj gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et
İletileri göster:   
Yeni Konu Gönder   Cevap Gönder    Mesaj Panosu -> Ceviz Genel Saatler GMT +1 zaman dilimine göredir
Sayfa: 1, 2, 3, 4, 5  Sonraki »
1. sayfa (Toplam 5 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki iletilere cevap veremezsiniz
Bu forumdaki iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumdaki iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti dosyaları gönderemezsiniz
Bu forumdaki dosyaları indirebilirsiniz

Benzer Başlıklar
Konu Yazar Forum Cevap Tarih
Yeni ileti yok Ceviz tomruğu ihracatı ceviz Ceviz Genel 1 07 Tem Pzr, 2019 3:35 pm Son gönderilen iletiler
Yeni ileti yok Ceviz türleri yaprak yapıları ceviz Ceviz Çeşitleri 1 23 Haz Pzr, 2019 3:21 pm Son gönderilen iletiler
Yeni ileti yok Ceviz Ağacı Kitab-ı Die Walnuss ceviz Ceviz Genel 2 03 May Cum, 2019 4:16 pm Son gönderilen iletiler
Yeni ileti yok kerestelik ceviz ürünleri 2 ceviz Ceviz Genel 6 16 Şub Cmt, 2019 11:38 pm Son gönderilen iletiler
Yeni ileti yok Potamia Erdin ceviz çeşidi ceviz Ceviz Çeşitleri 0 07 Şub Per, 2019 5:44 pm Son gönderilen iletiler

Etiketler : ankara polatlida bir ceviz bahcesi

Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group & PNT Nuke
Site Düzenleme Vehbi Akdoğan (Web Coder)


Anasayfa |  Forumlar |  Videolar |  Sitene Haber Ekle |  Facebook |  Haber RSS |  İletişim |  SiteMap Map  GSS

Php-Nuke GPL Lisansı Altında Dağıtılan Ücretsiz Yazılımdır.